Kozmik Manzaranın Haber Tellaları

Tarih boyunca insanlık gökyüzüne hep hayretle bakmıştır. Etrafımızda dönen güzellikler harikası kozmik resim, bizi düşündürmüş ve özel hissettirmiştir. Binlerce yıllık insanlık yolumuzda bu tablo bizlere aslında bir şeylerin belli bir örüntüde hareket ettiğini anlatmış ve onu açıklama çabasında bulunmamızı sağlamıştır. Fakat açıklama çabamız, arayışımız bize doğuştan gelen bir özellik olmadığı için bu serüvende zaman zaman yürümeyi yeni öğrenen bebekler gibi düşüşler de yaşamışızdır. Ama yine de zaman içinde bunlardan birer ders çıkarmasını da öğrendik, hala da öğreniyoruz. En eski zamanlardan beri izlediğimiz, bir saatmiş gibi kusursuz işleyen gökyüzünde bir tuhaflık gözlemledik. Bu tuhaf şey gökyüzünü boydan boya geçip bir kılıç gibi yarıyordu. Parlaktı ve korkutucuydu. O sırada ise dünyamızda belli başlı problemler meydana geliyordu. Azgın seller, şiddetli zelzeleler, can alıcı kuraklıklar, bitmek bilmeyen isyanlar, imparatorluk yıkan kral ölümleri gibi korkunç büyük olaylardı bunlar. Bu olayları hafızamıza kaydettik ve bunu nesiller boyunca birbirimize anlattık ki bir daha bunu görürsek bir önlem alabilelim. Neden böyle dedik? Çünkü evren etrafımızda bir saatmiş gibi dönüyordu ve örüntünün bozulması bir şeylere alamet olmalıydı. Bunu söylemekte utanılacak bir şey de yoktu, çünkü bilmiyorduk. Bu kaydetme işini o kadar ciddiye aldık ki bu görev için krallara ve hükümdarlara sıkı sıkıya bağlı devlet adamları atadık ve onlara yıldız falcıları dedik. Bu insanların nihai amacı, gökyüzünü geceleri izleyip böyle olayların meydana gelmesini beklemek ve yıldız hareketlerinden ise belli mesajlar çıkarmaktı. Yaptıkları işler her ne kadar kolay gibi görünsede, beklenmedik bir olay olursa canları tehlikeye girebilirdi. Gök cisimlerini yorumlayıp onlardan belli mistik mesajlar arama çabamız binlerce yıl devam etti ta ki Giordano Bruno’nun başlatmış olduğu bilimsel aydınlanma reformuna kadar. Bruno bir meşale yaktı ve bunun ışığı sayesinde evrene sorgulayarak bakmaya başladık ve bu meşale ondan sonra Galileo Galilei’ye geçti ve onun sayesinde kâinatın merkezinde olan bakış açımız sıradan bir hâl aldı. Daha sonrasında Johannes Kepler gezegenlerin hareketlerini anlamamıza katkı sağladı. Onun bize sağlamış olduğu bilgiler ışığında Isaac Newton, evrenin bir saat gibi işleyen mekanizmasını artık izlemek yerine hesaplar yapabileceğimiz ve neredeyse kesin bir şekilde onların hareketlerini anlayabilmemizi sağlayan Kütle Çekim yasalarını bizlere sundu. Yakın arkadaşı Edmond Halley ise, ki kendisi Newton’a Kütle Çekim yasasını yayımlaması için de yardımcı olmuştur, farklı bir şeyle ilgileniyordu. O, insanlık tarihi boyunca hep farklı yorumlanmış bir şeyi merak ediyordu. Haber tellallarını! Geceyi kılıç gibi kesen cisimleri! Yani kuyruklu yıldızları. Onlar hakkında kuşkulanıyordu, gerçekten de bir anlamları var mı merak ediyordu. Yüzlerce hesaplamalar yaptı, en eski kayıtları inceledi ve en sonunda tarihte kuyruklu yıldızların yörüngelerini hesaplayan ilk insan oldu. Onların da sıradan bir gök cismi olduğu, güneşin etrafında belli zamanlarda turlayan cisimler olduğunu söyledi ve yaptığı hesaplarda 76 yılda bir dünyamızı ziyarete gelen bir kuyrukluyıldızın bir sonraki ziyaret tarihini de hesaplayarak bu cisimlerin bir mistik olmadığını bizlere ispatlamış oldu. Bugün bu kuyruklu yıldıza Halley Kuyruklu Yıldızı diyoruz. Dünyamızı bir sonraki ziyaret ediş tarihi ise 28 Temmuz 2061 ve bugün kuyruklu yıldızların tam olarak ne olduğunu da artık biliyoruz. Kuyruklu yıldızlar, Güneş Sistemi’nin doğumundan arta kalan, içlerinde genellikle buz ve kaya bulunduran yapılardır. Bu kayalar Kuiper Asteroit Kuşağı’ndan veya Güneş Sistemi’mizin dış çeperi olduğu varsayılan Oort Bulutundan seyahate çıkarlar. Bu yolculuklarında Güneş’e daha da yaklaşırlar ve yaklaştıkça üzerlerindeki buzlar da çözünmeye başlayarak arkalarında o muazzam kuyrukları ortaya çıkarırlar. Binlerce yıldır bizleri tuhaf düşüncelere sürükleyen şeyler yalnızca buz ve kaya parçalarıdır ve evren, biz onu kendi merkezimize koymadığımızda ise korkutucu bir ölçekte büyük ve ihtişamlı görünür. Meraklı olma özelliğiyle tanınan insan türü, bu kozmik resim karşısında her zaman kuşkucu ve sorgulayıcı olduğu sürece cevaplara da elbet bir gün ulaşacaktır.