Kadın Haklı Beyler

Dünyaya istediğimiz birisi olarak ve bir şeyleri seçerek gelmiyoruz. Ailemizi, göz rengimizi, ten rengimizi ve cinsiyetimizi seçmek bizim elimizde değil. Peki, hiç seçemediğiniz bir durumdan dolayı bir hayalinizin önüne başkaları tarafından güçlü setler çekildi mi, başarısız olacağınıza tüm dünya inandı mı?


Yazının devamında bahsedeceğim matematik tarihine giren bu kadınlara tam da böyle yapıldı. Kadınların tarih boyunca bastırılıp yok sayıldığı, kırılgan ve her anlamda güçsüz görülüp ikinci plana atılmaya çalışıldığı çok açık bir gerçektir. Kadınlar sadece kadın oldukları için eksik görüldüler ve naif(!) hallerinin matematik ve bilim gibi yorucu, düşündürücü uğraşları kaldıramayacağına inanıldı. Bahsedeceğimiz bu kadınlara söz hakkı verilmedi, söz söyleme haklarını büyük uğraşlarla kendileri kazandılar.

Günümüzde bile halen kadınların matematik ve bilimdeki yeri aptalca -aman tanrım aptal dedim!- bir cüretle tartışılabiliyorken o zamanlar da bu durum çok daha vahim bir haldeydi. Kadın olarak dünyaya gelip zaten maça birkaç sıfır geriden başlayan bu matematikçiler öyle azimle ve öyle durdurulamaz bir istekle çalışıp çabaladılar ki bugün bile adlarından söz ettiğimiz birer ilham halini aldılar. Değinmek istediğim bu engellerin, düşündüğünüzden çok daha yıkıcı olduğunu şimdi size örneklerle anlatacağım.


Biraz gerilere gidelim!


Sophie Germain! Doğduğu tarihlerin Fransız İhtilaline denk gelmesi şanssızlığıyla da birlikte evden dahi çıkmasına izin olmayan Sophie, o dönem kız çocuklarının okula gitmesi uygun görülmediğinden okula gidememiş, sadece dışarıdan aldığı notlarla ve babasının zengin kütüphanesiyle kendini geliştirmek durumunda kalmış kadın matematikçilerimizden sadece biri.


Aradan yıllar geçtikçe durum düşünülenin aksine daha iyi bir hal almamıştır -ki bu durumun daha iyi bir hali olamaz, bu baskı ya vardır ya da yoktur- ve kadınlar yükselmek için, sözlerini dinletebilmek için delice mücadelelerine devam etmişlerdir. Daha doğar doğmaz başlamıştır mücadeleleri.


Önce aileleriyle mücadeleye tutuşup "Kız çocuğu okula gitmez!" görüşünü yenmeleri gerekmiştir. Sonra da önyargılı, onların zayıf ve yetersiz olduğunu düşünen birçok profesörün, eğitmenin karşısında savaş vermişlerdir.


Daha fazla değer görebilmek için makalelerinin altına erkek isimleriyle imzalar atmışlar, okula gidebilmek için erkek kılığına girmişler, ülkeler değiştirip daha iyi şartlarda çalışabilmek için istemedikleri evlilikler yapmışlar ve normalin üzerinde performans sergileyip başarılarını kanıtlamaya çalışmışlardır.


Şimdilerde ise bu azimli kadınlar Harvard gibi başarılı üniversitelere girip kendilerini kanıtlasalar dahi "Sen kadın olduğun için üzülme diye hoş görüyorlar," düşünceleri ile savaş halindedirler. Hangi devir içinde olursanız olun daima işleyiş şu oluyor; bir şey başardıysanız ve cinsiyetiniz kadınsa insanlar sizin bir yerlerde birileri tarafından hoş görüldüğünüze, birilerinden yardım aldığınıza ya da başarınızın aslında o kadar da büyük bir başarı olmadığına inanıyorlar. Oysa şunu düşünmek çok daha kolay değil midir? Çalışmış, çabalamış, bir şeyleri doğru yapmış ve başarmış.


Azimli kadınlara geri dönecek olursak bunlardan biri de bilgisayarın anası olarak nitelendirilen Ada Lovelace’dır! Makaleleri değer görsün diye yıllarca takma bir erkek ismi kullanmak zorunda kalmış, bastırılmaya çalışılmış güçlü kadınlardan bir diğeri.


Sophie Kovalevskaya! Daha vizyonlu olacağına inandığı bir ülkeye geçiş yapabilmek için yaptığı zorunlu evliliğindeki kocası tarafından kösteklenmiş bir kadındır. Matematikçi olabilmek için büyük bir azim ve kararlılıkla çalışmıştır.

Charlotte Angas Scott ise Cambridge Üniversitesi’ni dereceyle bitiren mücadeleci bir diğer matematikçiydi. Toplumca dayatılan "Kızlar okumaz, matematikten de anlamaz!" düşüncesi yüzünden dereceyle bitirdiği okulun diplomasını alamadı. Daha önce hiçbir kadın okulu dereceyle bitirme fırsatı yakalayamamıştı çünkü. İnanılır şey değildi. Onunla benzer kaderi yaşayan başka bir matematikçi daha vardı; Isabel Maddison!


Bir şekilde yarışın bu kısmını geçmeyi başaran ve diplomalarını bin bir güçlükle ellerine alabilen kadınlar ise onlara hakları olan diplomaları bile vermek istemeyen okullar tarafından işe alınmadılar. Şanslı olanları, potansiyellerinin çok çok altında ki başka okullarda ancak çalışma fırsatı bulabildiler. Anlayacağınız bu kadınların tek ortak noktaları matematikçi olmaları değil aynı zamanda çoğu insandan çok daha güçlü, dirençli ve kararlı olmaları.


En iyi ihtimalle 170 yıl sonra sahip olabileceğimize inanılan cinsiyet eşitliği bilim ve matematik içinde bir problem olarak geçmişten günümüze böyle gelmekte. Bunların çok eskide kaldığına ve artık kadınların böyle problemlerle mücadele etmek zorunda kalmadığına inananlarımız için küçük bir hatırlatma: 2005’ten beri kız çocukları okuyabilsin diye yürütülen Baba Beni Okula Gönder Kampanyası hala hedefine ulaşabilmek için devam ediyor ve Türkiye’de her on kız çocuğundan üçü cinsiyetinden dolayı okula gidemiyor.