Bilimin Mevlana’sı

"Dr. Canan Dağdeviren" Biz küçüklüğümüzde beş taş oynarken o, bu taşları atomlarına ayırmaya çalışıyordu. Fen bilimlerine olan ilgisini fark etmesi daha ilkokul yıllarına dayanan bu kadın, günümüzde de birçok kesimden insana umut olmuş, olmaya da devam ediyor. Ona umut olan ilk şey ise ailesi. Onun temel bilimlere olan ilgisini fark eden babasının, ona taşı atomuna ayıramayacağını ispatlamasıyla gelen bir boşa çabalama durumundan hemen sonra, babasından aldığı Marie Curie hakkındaki bir kitap, Canan’ın fiziğe olan ilgisini fazlasıyla depreştirse de; asıl dönüm noktası Prof. Dr. Erdal İnönü’den aldığı "Anılar ve Düşünceler" adlı kitap olmuş. Erdal İnönü’nün, "Bu kitap umuyorum ki neye yöneleceğini belirler." düşüncesiyle verdiği kitap gerçekten de genç kızın rotasını çizmesine fazlasıyla yararlı olmuş ve böylelikle Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği bölümünü tercih etmiş. Başarılı bir öğrenci olan Canan, öğrenim hayatını tam burslu olarak Sabancı Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği’nde yüksek lisans yaparak devam ettirmiş. Akabinde, ilk kez verilmeye başlanan Fulbright Doktora Bursu ile UIUC’da (The University of Illinois at Urbana) yine Malzeme Bilimi ve Mühendisliği bölümünde Prof. Dr. John Rogers önderliğinde doktorasına başlamış. "Hayal etmeyi ve hayallerinin peşinden koşmayı delikanlılık olarak görüyorum." Doktorası sürecinde; yutulabilir ve sindirilebilir, esnek ve katlanabilir, deri üzerine yapıştırılabilir ve hatta giyilebilir aletler üzerine çalışmalar yapmış. En genel tanımıyla, insan üzerine kalıcı olarak yerleştirilebilecek çipler üzerine araştırmalar yapmış. Dağdeviren’i medikal teknolojiye iten en büyük etkenlerden biri şüphesiz ki dedesini kalp krizinden kaybetmesidir. Bir röportajında, dedesinin daha 28 yaşındayken kalp krizinden öldüğünü öğrenmesinin ona büyük bir acı yaşattığını, insanların kalp hastalıklarına ilaç olmak istemesinin de bu acıdan ötürü geldiğini söylemiş; kendisi de 28 yaşındayken buna çözüm bulacağına yemin etmiş. Sözünün arkasında duran Canan Dağdeviren, yaptığı araştırmaların meyvesini ve onu bu kadar ünlendiren, Arizona Üniversitesi Sarver Kalp Merkezi ile ortak yürütülen çalışmasını PZT MEH adıyla kamuoyu ile paylaştı. Günümüzde kullanılan kalp pillerinin ömrü 5 ile 7 sene arasında değişmekte ve ameliyatları da pilin işlevini yitirmesi halinde hem maliyetli hem de riskli olmaktadır. Ancak, yapılan bu çalışmada, kalp pili elektrik enerjisini; kalbin, akciğerin ve diyaframın hareketleriyle üretiyor. Böylece ekstra bir ameliyata gerek duymadan insanlar bu pille yaşayabiliyorlar. Plastik yüzeye tutturulmuş olan pil, bir saç telinin ͙͘͘ kat inceliğinde ve fazlasıyla esnek -öyle ki, 20 milyon kez katlandığında bile mekanizma sorunsuz işlevine devam ediyor- olduğundan organlara zarar vermiyor ve hareketlerini de kısıtlamıyor. Ayrıca, 3,8 voltluk pile enerji depolayabilen ultra ince piezo-elektrik entegre aleti, kalp boyutu insan kalbine yakın olan kuzu, dana ve domuzda başarıyla denenmiş. Ek olarak, fare kas hücrelerinin alet üzerinde sorunsuz büyümesi, bizlere canlı metabolizma ile uyumunu kanıtlıyor. PZT MEH, 29 Nisan 2014’te Canan Dağdemir’e tam 20 bin dolar değerindeki Illinois Ödülünü kazandırdığında, Dağdemir 20 yaşındaydı. "Alan fark etmeksizin bilim yapmak devrimdir." Ününe ün katan bir buluşuyla devam edelim. Biz kızların çokça dert yandığımız sorunu, Dağdeviren’in annesi, kızına bir haykırış olarak dile getirmiş; "Biz o kadar kremi, bakım malzemelerini kullanıyoruz da bir faydası oluyor mu acaba? Bunu tespit eden bir şey yapabilir misin CanCan (Ailesi ve yakın çevresi böyle hitap edermiş)? Annesinin bir sözüne, cilt kanserini 10 saniyeden kısa bir sürede tespit eden bir cihaz geliştirdi. Bu cihaz da kalp pili gibi oldukça esnek ve ince bir yapıya sahip. Uygulanış olarak çok basit bir algoritmaya sahip: Çip, bir dövme gibi deriye yapıştırılıyor ve yapıştırıldığı bölgeye basınç uygulayarak derinin mekanik özelliklerini tespit edip elektriksel bağlantılarla verileri bilgisayarda depoluyor. Bir program aracılığıyla oluşturulan renkli bir harita sayesinde vücudun en küçük noktasına kadar ne var ne yok gösteriliyor. Tamamen basit ve acısız olan bu yöntemle, kansere yakın sonuç alınan hastaya gerekli işlemler (tahlil, biyopsi,vs,...) yapılıyor. Çipin tek özelliği bu değil; farklı modda uygulandığında damar sertliğini, kan basıncını, damar içindeki kan hacmini ölçebiliyor. Kan basıncı haritasını çıkarıp, yaş tahmini yapabiliyor. Yüksek tansiyon ve inme gibi şeylerde de önceden tahmin yapabiliyor. Canan Dağdeviren’in anlatımına göre; "Bunun içinde hareket eden küçük elemanlar var. Siz bu elemanlara volt uyguladığınızda bu alet hareket ederek derinizin üzerinde deformasyon oluşturuyor. O küçük elemanların yanında sensörler var. Bu sensörler vücudunuzun üzerinde ne kadar deformasyon olduğunu tespit ediyor." Yaşadıkları ile bilim arasında bir köprü oluşturan bir bilim insanı desek yanlış olmaz Canan Dağdeviren için. Zira şu an anlatacağım buluşu da meme kanserinden hayatını kaybeden teyzesinden ilham alarak yaptığı "Elektronik Meme Kanseri Sutyeni". Bu projesi de diğerleri gibi esnek, her bölgeye uyum sağlayabilen bir yapıda, amacı ise hastalıklı kişilerden kanseri uzaklaştırmak. Sadece kadın hastalar için değil, erkeklerin de kullanabileceği bir yapı olduğunu aktarıyor CanCan. Son olarak, Parkinson hastalarının ve diğer beyinsel hastalıklara sahip olan kişiler için beyin iğnesi geliştiriyor. Artık yapısını tahmin edersiniz, bu da kıvrılabilir ve oldukça ince bir iğne, Dağdeviren'in buluşlarındaki imzası gibi bir şey olmuş artık. Amacı, hastaların ağız ve damar yoluyla aldıkları ilaçların, diğer organlara olan yan etkilerini en aza indirmek. Bu suretle, yapılan iğne vasıtasıyla ilaçlar doğrudan beyne enjekte edilebilecek. Canan Dağdeviren, kalp pili çalışmasının ardından Temmuz 2015'te Harvard Üniversitesi Genç Akademi Üyeliğine mucit olarak seçilen ilk Türk bilim insanı oldu. Forbes 30 Yaş Altı Bilim İnsanları listesine girdi. MIT'nin 35 Yaş Altı Mucitler listesine seçildi. Halen daha MIT'de Robert Langer ile doktora sonrası öğretim görevlisi olarak çalışmalarına devam eden Dağdeviren, 30'u aşkın prestijli ödülün de sahibi. Bunların yanında, kendisine ulaşmaya çalışan binlerce gence; din, dil, ırk, renk ayırmaksızın gönüllü olarak mentörlük ve danışmanlık yapıyor. Kendisine nasıl umut olunduysa, fazlasıyla gençlere umut olmak için çabalıyor. Kendisi yardım edemiyorsa bile gençleri farklı insanlarla buluşturuyor. Bundan ötürü ona yurtdışında "Bilimin Mevlanası" deniyor. Doktora çalışmalarını Amerika'da devam ettiren mucit, dünyanın her yerinde kadının zorluk çektiğine dikkat çekiyor. Yaptığı her buluşta bir sorgulayış, bir inanma güçlüğü içine düşen insanlar topluluğu ile karşı karşıya olduğunu aktarıyor. Kadın erkek fark etmeksizin, bilimin aslında cinsiyetinin olmadığını günümüz milletlerine yaptığı onca buluşla kanıtlamış olan Canan Dağdeviren sadece 32 yaşında.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Kadın Haklı Beyler

Dünyaya istediğimiz birisi olarak ve bir şeyleri seçerek gelmiyoruz. Ailemizi, göz rengimizi, ten rengimizi ve cinsiyetimizi seçmek bizim elimizde değil. Peki, hiç seçemediğiniz bir durumdan dolayı bi

Platon'un Ruhu, Afrodit'in Bedeni

Ölümü Hypatia, bir gün evine giderken, yola pusu kuran bir grup bağnaz tarafından taşlanarak öldürüldü. Ölü bedenini de rahat bırakmayıp parçalara ayırdılar. Parçalarına bile tahammül edemeyip yaktıla